Konu: Fatih Sultan Mehmed'in mezarı  (Okunma sayısı 1728 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sultan Jalal ( 52)
*
0
arkadaşlar internette dolaşırken rastladım buna Fatih Sultan Mehmed le ilgili

 
Fatih Sultan Mehmed'in mezarının 2. Abdülhamid döneminde halkın gördüğü bir rüya üzerine açıldığını biliyor muydunuz? İşte mezarın açıldığı ile ilgili ilginç iddialar:
16 Ocak 2007 14:58
Yazı boyutunu büyütmek için

İşte Sabah Gazetesi'nde tarihçi Murat Bardakçı'nın aktardıkları

Bugünkü Fatih Camisi'nin altında I. Konstantin'in mezarı vardı. Fatih, "Roma İmparatoru" hayali ile burayı istiyordu, cenazesini kokuttuk.

Bugün, Fatih Sultan Mehmed'in türbesinin de bulunduğu Fatih Camii'nin yerinde fetihten önce İstanbul'un ilk Hristiyan mâbedi olan "Havariyun Kilisesi" vardı ve İstanbul'un kurucusu olan Roma İmparatoru Birinci Konstantin'in mezarı da bu kilisedeydi. Fatih, ismini taşıyan caminin bu kilisenin yerine inşa edilmesini ve öldüğünde de aynı caminin avlusuna defnedilmeyi istemiş; böylelikle Konstantin ile aynı mekânda yatarak çocukluğundan beri taşıdığı "Roma İmparatoru" hayalini hakikat yapmaya çalışmıştı..

Nisan yağmurları İstanbul'a 1800'lerin sonunda her zamankinden fazla yağmış, şehri seller götürmüş, Fatih tarafları göle dönmüş ve her tarafı su basmıştı. Selin hemen ertesi günü, Fatih semtinin sakinleri arasında bir dedikodu çıkar: Fatih Sultan Mehmed gece halkın ruyasına girmiş, "Boğuluyorum, beni kurtarın" demiştir. Tahtta, İkinci Abdülhamid vardır ve hükümdar dedikodulardan ânında haberdar olmuştur. Abdülhamid, amcası Sultan Abdülâziz'in damadı Şerif Paşa ile Fatih ve Aksaray taraflarının itfaiye kumandanı Mehmed Paşa'yı huzuruna çağırır. Türbeye giderek mezarı açıp cenazeyi kontrol edecek, halkın gördüğü ruyanın doğru olup olmadığını araştıracak ve saraya dönüp rapor vereceklerdir. Hükümdar, paşaları türbeye göndermeden önce göreceklerini hiçbir yerde söylemeyeceklerine dair sıkı sıkı yemin ettirir. Mehmed ve Şerif Paşalar, Fatih Camii'nin yanıbaşındaki türbeye gider ve sandukayı kaldırıp mezarı kazarlar. Derken, önlerine demir bir kapak çıkar. Kapağı açtıklarında taş bir merdiven görürler. Ellerinde lambalarıyla merdivenden iner ve daha derine uzanan bir dehlizle karşılaşırlar. Dehlize dalar, metrelerce yürür ve ufak bir salonu andıran başka bir mekâna gelirler. Ortada musalla taşına benzeyen bir mermer, mermerin üzerinde de bir işlemeli ağaçtan bir tabut vardır. Bir hayli zorlanarak tabutu açar ve içinde bozulmamış bir mumya bulurlar: Fatih'in mumyasını. Yüzü aynen, yaşadığı devirde çizilmiş resimlerindeki gibidir.

PAŞA, YEMİNİNİ TUTMADI

Mumyanın başında dua eden paşalar tabutu kapayıp hayattaki bir hükümdarın huzurundan ayrılırcasına adımlarını geriye doğru atarak uzaklaşırlar. Yukarıya çıkar, sandukayı yerleştirir ve saraya gidip gördüklerini Abdülhamid'e anlatırlar. Padişah sellerin Fatih'in cenazesine zarar vermemiş olmasından memnuniyet duyar ve Paşalar'a yeminlerini hatırlatıp "Gördüklerinizi unutunuz!"der. Ama, Damad Şerif Paşa yeminini seneler sonra bir tarafa bırakır, hadiseyi 1940'lı senelerde o zamanın meşhur kalem erbabından İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın Mercan'daki konağında yapılan musikili bir sohbet meclisinde anlatır ve söyledikleri, o günlerde çıkan bir tarih dergisinde de kısa bir biçimde yayınlanır. Ben, Şerif Paşa'nın bu mumya macerasını, İbnülemin'in konağında o gece yapılan sohbete şahit olanlardan bundan senelerce önce bizzat dinlemiştim. Hükümdarları ve önemli devlet adamlarını mumyalamak, Türkler'de İslamiyet öncesi zamanlardan kalma bir âdetti, birçok Selçuklu sultanının yanısıra Fatih'in oğlu İkinci Bayezid'e kadar bütün Osmanlı hükümdarları mumyalanmıştı. Hükümdarın başkentten uzakta, savaş meydanında can vermesi hâlinde, mumyalama zaten kaçınılmazdı. Fatih Sultan Mehmed de başkentinden uzakta ölmüştü. Yeni bir sefere çıkmak için 1481'in 27 Nisan'ında 300 bin kişilik ordusuyla İstanbul'dan ayrılmış, 3 Mayıs günü Maltepe civarındaki Hünkâr Çayırı'nda hayata veda etmişti.
CENAZE BİR KÖŞEYE ATILDI

Cenaze gizlice Topkapı Sarayı'na nakledilirken vezirleri, hükümdarın Anadolu'da valilik yapan iki oğluna, Şehzade Bayezid ile Cem'e babalarının vefatını haber verdiler ve hemen İstanbul'a gelmelerini istediler. Hükümdarın vefatının duyulması bütün çabalara rağmen önlenemedi ve İstanbul'da tam bir anarşi yaşandı. Askerler şehri yağma ediyor, sevmedikleri devlet adamlarını sokak ortasında parçalıyor, devletin büyükleri ise tahta geçecek şehzade konusunda birbirleriyle mücadele ediyorlardı. Devletin üst düzeyi iktidar için birbirlerinin gözünü oyarlarken Fatih'in cenazesinin tahnid edilmesi unutuldu, hatta naaşın başında mum yakılması âdeti bile kimsenin hatırına gelmedi ve cesed koktu. Saray görevlileri, cenazenin vaziyetini ortalığı dayanılmaz bir kokunun sarması üzerine hatırladılar. Fatih bir tabipve hükümdarın baltacılarının kethüdası, yani o zamanın bir çeşid saray muhafızı olan Kasım adındaki bir zat tarafından mumyalandı. Tahta birkaç gün sonra İkinci Bayezid'in geçmesinden sonra, sabık hükümdar için çok büyük bir cenaze merasimi yapıldı ve hükümdarın naaşı, kendi yaptırmış olduğu camiin avlusundaki türbeye defnedildi.

FATİH, ROMA İMPARATORU'DUR

Ancak, Fatih Camii'nin ve türbenin inşa edildiği alanın çok önemli bir başka özelliği vardı: İstanbul'un kurucusu olduğuna ve şehre ismini verdiğine inanılan İmparator Konstantin de, 337'deki ölümünden sonra aynı yere defnedilmişti. İstanbul'da inşa edilmiş ilk Hristiyan mâbedi olan "Havariyun" yani Havariler Kilisesi, bugün Fatih Camii'nin olduğu alanda bulunuyordu. Asırlar boyunca harap hale gelen ve 13. yüzyıldaki Latin işgali sırasında yağmalanan kilise fetih sırasında bir hayalet binayı halindeydi ve Fatih, kendi ismini taşıyacak olan caminin, kilisenin yerine inşa edilmesini, öldüğünde de camiin avlusuna defnedilmeyi istedi. Hükümdarın arzusunun sebebi hâlâ tartışılıyor ve en kuvvetli görüş, Fatih'in kendisini "Osmanlı hükümdarı" değil, "Roma İmparatoru" olarak görmesi ve "Yeni Roma" olan Bizans'ın kurucusu Konstantin ile aynı yerde yatma arzusu. O devirdeki ismi "Diyâr-ı Rum" yani "Roma ülkesi" olan Anadolu ile "Yeni Roma"nın mutlak hâkimi bu sayede fethine meşruiyet kazandırırken, bir yerde de kendisinin "Roma'nın son imparatoru" olduğunu ilân ediyordu. Fatih, ebedi uykusunu bugün bir zamanlar İmparator Konstantin'in defnedildiği mekânda uyuyor. Konstantin'in kemiklerinin kaybolmasının üzerinden asırlar geçti ama Fatih'in mumyalı cesedinin bugün bilinen türbesinde mi, yoksa Abdülhamid'in paşalarının girdikleri dehlizin ucundaki tabutta mı bulunduğu konusu ise hâlâ bir muamma.

İstanbul'un altı, köstebek yuvasını andıran esrarlı dehlizlerle doludur

İstanbul'un altında köstebek yuvasını andıran çok sayıda dehlizin vârolduğu hep bilinip anlatılan bir efsanedir ama bu dehlizlerin çoğunu görme şansını yakalamış az kişi vardır ve bendeniz de o kişilerden biriyimdir. Kilometrelerce uzayıp giden dehlizlerin çökmesini sık aralıklarla inşa edilmiş sütunlar tutar. Duvarlar ve tavanlar Bizans zamanından kalma tuğlalarla örülüdür. Koridorlar, belli bir yerden sonra ufak meydanlara açılır. Bu meydanlar, başka dehlizlerin birleşme noktasıdır. Nereye uzandığını bilmediğiniz bu yeraltı yollarında elimizde ışığın dayanabildiği mesafeye kadar gider, sonra geri dönmek zorunda kalırsınız. Girme şansını bulduğum dehlizlerde çektiğim bazı fotoğrafları bu sayfada yayınlıyorum ama dehlizlerin nerelerde olduklarını söylemeyeceğim. Zira asırlar öncesinden bugünlere sapasağlam kalan bu mekânların kazmalı yahut dedektörlü hazine avcılarının akınına uğrayıp köstebek yuvasına dönmelerinden korkuyorum.
25 Ocak 2007, 21:10:09


bozkirsovalyesi ( 5304)
*

Çevrimdışı bozkirsovalyesi

  • Forumun Araştırmacısı
  • *
0
Fatih sultan Mehmet olsun sonraki bütün osmanlı imparatorları olsun 1922 ye dek
ünvanları arasında "Doğu Roma İmparatoru" titrini özellikle korudular ve kullandılar.

Osmanlı padişahları 4 ayrı imparatorluk ünvanının hepsini birden kullanıyorlardı.
Türkiye- doğu Roma- Halifelik- Mısır...

Fatih' in mezarı genel kabul olarak Fatih camiindeki türbesindedir.
Damad Şerif Paşa muhtemelen bir dedikoduyu kendi üzerine yamayıp "bu olayı ben yaşadım"
diye uydurmuş olmalı. Padişah yaptırmak için üzerine titrediği camisi yerine gidip te
ta yerin dibine gizlice gömülmüş olmasıyla ne kazanacaktı ki.?

İstanbul' un altında Bizans döneminden kalma sayısız dehliz var. Ama günümüzde hepsi su ve kum ile
dolmuş girilmez haldedir. Bunca bina yapıldı- yol yapıldı elektirk- su- kanalizasyon hatları çekildi.

Artık kazılmadık yer kalmadı. İstanbul' un altında artık farkedilmemiş yada içi toprakla
dolmamış bir oda bile kalmış olamaz.

Osmanlı padişahlarının çoğu mumyalanmıştır. Bugün hala şüpheli şekilde ölen padişahların mezarlarını
açıpda incelemek üzerine tartışmalar sürüyor.
Böylece bir çok tarihi sır ortaya çıkabilir.

(sultan 1. Bayezid hariç. Bursa' da gömülmüştü yaşarken Karamanlılar' a yaptığı zulümler yüzünden o kadar
nefret çekmişti ki daha ileriki bir tarihte Bursa' ya giren
Karamanlılar mumyalanmış cesedini çıkarıp sokaklarda sürükleyip parçalamışlardı)



Benim de bildiğim bazı şeyler var. Osmanlı padişahlarından 1. Mahmut 1754 de ağır hasta iken
öldüğüne dair çıkan dedikodulara kızarak o haliyle bir camide namaz kılmaya gider. Saraya döndükten hemen
sonra iyice fenalaşarak atından düşer ve biraz sonra hayatını kaybeder.

Sultan hemen gömülmüş ve  sultan 3. Osman aynı gün başa geçmiş. Sultanlığının ilk günü gecesi bir
görevli gelip kendisini uyandırır. Sultan Mahmut' un türbedarı gece saraya gelmiş. Eski sultanın mezarından
tuhaf sesler geldiğini söylüyormuş.

O türbe bekçisi adam sarayda özel bir odaya alınır ve kendisini bir daha gören olmaz.



Yine aynı şekilde büyük sultan Timurlenk' de yanlışlıkla canlı canlı gömülmüş.
(belkide Sıvas' ta canlı canlı gömdürdüğü askerlerin ve diğer katliamlarının Tanrısal bir intikamı
olarak kendisininde canlı olarak gömülmesi onun kaderiydi)

Ama gece mezarından gelen uluma seslerini Timur' un hayatı boyunca başına topladığı yobaz din adamları
başka türlü yorumlamışlardı. Onlara göre hayatta iken yaptığı zulümler yüzünden melekler Timur' un ruhuna
işkence ediyorlardı. Hemen kurbanlar kesilir - sadaklar dağıtılır ve Timur için dualar edilir - mevlütler
okunur falan ve sonunda melekler Timur' a zulmetmeyi bırakır da adamın sesi kesilir.



Timur' un mezarı 1941 de açılmış ve incelenmişti. Tabi artık yalnız iskeleti kalmıştı ve mezara girdiğinde
ölümü- dirimi olduğu belli değildi.

Belki bir gün bizimde padişahların mezarları açılıp incelenir. Bunlar mumyalanmış olduğu için bazı gerçekler
ortaya çıkabilir.

Ama 1. Murat- 1. Mehmet- 2. Murat- 2. Mehmet- 2. Bayezit- 3. Mehmet- 1. Ahmet
yani ilk osmanlı padişahlarının çoğunun şüpheli ölümlerinin incelenmesi toplumumuzu sarsacak
skandallar yaratabilir. Belkide bir süre daha hiç kurcalanmasa daha iyi olacak.

 


« Son Düzenleme: 26 Ocak 2007, 01:43:59 Gönderen: bozkirsovalyesi »
26 Ocak 2007, 01:40:48

malic41 ( 153)
*
0
Ben şahsen sevmiyorum "Murat Bardakçıoğlu"'nu olayları çok çarpık ve değiştirerek anlatıyor.

"Sabah", "Hürriyet", "Milliyet" gibi gazeteleri de sevmiyorum.

Çok taraflı ve gerçekten uzak anlatımları var.

"Murat Bardakçıoğlu" ve bu gazeteler birleşince ortaya gerçek olmayan birçok şey çıkar diye tedirginim, neticede yazdıklarında dokuz doğru bir yanlış olsa dahi o bir yanlış kalan dokuzu silipte atmaya yeter.

Bundan dolayı bilgi kirlenmesine maruz kalmamak için her bulduğumu okumam, hele bunların yayınevi "doğan", "milliyet" vs. gibiyse hiç okumam. Anca bilgisine güvendiğim, kendinden emin olduğum kişiler tavsiye ederse o başka...

Hadi bu anlatılanların altında "İlber Ortaylı", "Hammer", "Ahmet Akgündüz", "Refik Şakir en-Nedşe" gibileri olursa o başka... Ama "Murat Bardakçıoğlu" okuyucu kitlesini de çekmek için, onlara "aaaa! bak buda olmuş" dedirtmek için biraz magazinsel bir tarza sokuyor. Daha önce Yabancı yazarların yazdığı "Safiye Sultan", "Hürrem Sultan", "Kösem Sultan" kitapları gibi.

Yanlış söylüyorsam beni uyarın. Sizce doğru değilmi?
14 Nisan 2007, 21:40:33

SmEaGoL__20 ( 287)
Kingdom of Heaven
*
0
Ama gece mezarından gelen uluma seslerini Timur' un hayatı boyunca başına topladığı yobaz din adamları
başka türlü yorumlamışlardı. Onlara göre hayatta iken yaptığı zulümler yüzünden melekler Timur' un ruhuna
işkence ediyorlardı. Hemen kurbanlar kesilir - sadaklar dağıtılır ve Timur için dualar edilir - mevlütler
okunur falan ve sonunda melekler Timur' a zulmetmeyi bırakır da adamın sesi kesilir.

 .zh  .zh  .zh komedi ya. bir kere böle birşey olması İslam'a göre saçma ve yalan. melekler işkence falan yapmazlar. ordaki ruh fiziksel bir işkence görmez çünkü.
sadece hayatı sorguya çekilir ve ordaki yaptıklarından dolayı duyduğu için ruhen işkence görür. sorgu bittiği zamanda melekler ona duruma göre cennetten ya da cehennemden pencere açar. gideceği yer gösterilir ve ruhda kıyametin kopmasını bekler.

mezarda gelenleri hisseder. onlara cevap verir ama ziyarete gelenler ise duymazlar bunu.
14 Nisan 2007, 22:00:48

agasarli ( 83)
*
0
resimleri nerde yayınladın ben çok merak ettim..
30 Nisan 2007, 15:04:26

the_turk ( 33)
ben istisnayım ; )
*
0
resimleri nerde yayınladın ben çok merak ettim..

burda paylasan arkadasa ait degil o sozler bir gazeteden alıntı yapmıs ama resimleri buraya koymamış !!

11 Mayıs 2007, 16:34:06

g87tr ( 207)
*
0
yannız bu konuların açıklığa kavusması gerekmekte bir an önce...özedllikle fatih  nasıl ne şekilde öldürüldü.venedik iddaaları dört dönuyor.ne kadar sansasyon olursa olsun acılması gerekmekte

bununla ilgili bi kitapta okuyorum  "fatih sultan mehemet nasıl öldürüldü"ahmet almaz yazarı.
zaten ilk yazan arkadasımızın yazısı gaztede cok önce yayaınlandı.zaten okullarda öylesine anlatılır tarih hocaları tarafından

ama nasıl öldürüldükleri anlasılması gerekmekte ve mezarların acılması gerekmekte..
11 Mayıs 2007, 16:59:32




Oyun dünyasındaki gelişmeleri Oyun Fest'ten takip edin.
İncelemeler, haberler ve özel içerikleriyle yükselen değer Oyun Fest sizleri bekliyor.