Konu: Cengiz han nasıl ve neden yükseldi  (Okunma sayısı 7468 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı bozkirsovalyesi

  • Forumun Araştırmacısı
  • *
  • İleti: 5257
  • Ödül Sistemi v3 Ailesinin büyümesine yardımcı olanlara verilir.
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« : 16 Aralık 2007, 23:12:10 »

Cengiz hanın bir sürü filmi çekildi. Bu aralar yine tv de bol bol görüyoruz.
İnternette de filmlerinden parçalar yayınlanıyor. İnsanlar izliyor ama arka planda neler döndüğünü
bilmiyor. Oysa gerçek olaylar bunlar filme alınışları da gerçekçi olmalıydı.

Bu filmler gerçekçi değil. Senaryo yazarları yazıyor bunları. Tarih araştırmacıları - toplumbilimciler
gibi danışılabilecek kişilere gidilmiyor. Ben arka plandaki gerçekleri kendi amatör çabamla öğrendiğim
kadarıyla sizlerle paylaşmak istedim.


Cengiz hana gelirsek.

Hayatı hakkındaki en önemli kaynak "Moğol gizli tarihi" adlı Moğol destanıdır. Ayrıca Çinli tarihçi Yuan-Şe
ve İranlı tarihçi Reşidettin' de hayatını kaleme almışlardır.

Bunlara göre Cengiz han asıl adıyla Temuçin pars yılıda Moğolistan' da doğmuştu.
Bu tarih 1155 yada 1167 olmalı. Moğolistan' da ise 1160 kabul edilir. Ama ben 1167 olduğunu düşünüyorum.

Bu tarihte Moğol kabileleri dağınık ve devletsiz bir çok topluluktan oluşuyorlardı.
Yaşadıkları bölge güya Çin imparatorluğunun sözde hakimiyetindeydi ama gerçekte yalnızca kabile
şefleri her yıl bir miktar hediye (yani vergi) yollardı. Başkaca bir Çin egemenliği yoktu.

12. yy sonlarında tarih sahnesine çıkışları sırasında Moğolistan ve civarında başlıca şu büyük
boylar yaşıyor ve birbiriyle amansız bir mücadele içinde bulunuyorlardı. İrtiş ile Orhon arasında ve Altay
dağlarının kuzeyinde olmak üzere en batıda Naymanlar- onların doğusunda Orhon civarında Kerayitler-
onların kuzeyinde Selenge nehrinin orta ve aşağı havzasında Merkitler- onların batısında ve Naymanlar' ın
kuzeyinde olmak üzere Oyratlar- Büyür gölü civarında Tatarlar ve ilk zamanlarda fazla kuvvetli tanınmış
olmayan ama Cengiz han tarafından bütün boyların birleştirilmesinden sonra adları genel bir milli ad haline
getirilen Moğollar (Manghol) bunların başlıcalarıydı.

Naymanlar ve Kerayitler Uygur Türkler' inin komşusu olmakla kültür bakımından onların etkisi altında
kalmışlar yazı dahil birçok uygarlık ve kültür unsurlarını Uygurlardan alarak özellikle Naymanlar diğer
komşularına göre üstün bir seviyede bulunuyorlardı.


Bu yukarki alıntıda gördüğünüz gibi o devirde Moğol adı henüz bütün bir milletin değil ancak bu millete
bağlı bir kısım kabileler federasyonunun adıydı.

Bu halklardan Naymanlar kesinlikle ve Kerayitler çok büyük ihtimalle Türk kökenliydiler.

Peki o zamana dek Moğol tarihi nasıl gelişti:
Moğollar' ın anavatanı Mançurya- Kore sınırındaki buzlu bataklıklar bölgesiydi. İklim ve arazi şartlarının
çok sert olduğu bu bölgede ilk Moğollar milattan önceki asırlarda çok ilkel koşullarda yaşıyorlardı.

Zaman zaman batıya doğru yayılmaya çalışan Moğol (o zamanki adlarıyla Şe-Vey) kabileleri önce Hun
Türkler' inin sonrada Göktürkler' in direnişi ile yine doğuya atıldılar. Orta Mançurya' daki KinGan dağları
iki halkın arasında bir sınır olarak kalmıştı.

Çok daha geri kalmış olan Moğollar Türkler karşısında hiçbir varlık gösteremediler. Bazıları Türk boyları
arasına girdilersede alt sınıfı oluşturan kitleler olmaktan öteye geçemedi.
Ama Moğollar' ın bazıları zamanla Türk kültürel özelliklerini benimseyerek bir ölçüde gelişti. 

Göktürk devleti zamanında şimdiki Moğolistan o zamanki Ötüken bölgesi tümüyle Türk' leştirilmiş
bütün Moğol kabileleri doğuya sürülmüştü.

Göktürkler m.s. 745 te yıkılınca yerlerine 10 Türk kabilesinden oluşan Uygur Türkler' i geçti.
Uygurlar siyasi ve askeri alandaki gelişimlerini pekiştirmek için uygarlıklarını ilerletmeye çalıştılar.
Bunda başarılı da oldular. Türk boyları arasında her alanda en gelişkin toplum oldular. Ama bu arada Çin
kültüründen çok fazla etkilendiler. Özellikle ülkede budizmin hanedan tarafından kabulü çok büyük bir
hata oldu. Daha önce Göktürkler bunu kabul etmemişlerdi.

Uygurlar' ın budizmi kabul etmesinin kötü etkileri zamanla görüldü. Devletin askeri yapısı zayıfladı.
Savaşçılık kültürü geriledi. Uygurlar isyanları bastıramaz oldular ve sonunda kuzeyden gelen kalabalık
Kırgız kitleleri m.s. 840 ta Uygurlar' ı yenilgiye uğrattı. Uygurlar şimdiki doğu Türkistan' a çekildiler.

Kırgızlar o zamanlar ormanlık ve soğuk Sibirya' da yaşıyorlardı. Diğer Türk kabilelerinden daha kuzeyde
ve en geri kalmış bölgede yaşadıkları için çok ilkeldiler. Türk kültürel yapısına da oldukça yabancı
kalmışlardı. Geri kalmış bir toplumun uygar bir toplumu yenmesi tarihte hemen hiç görülmeyen çok
istisnai bir durumdur. Her zaman daha uygar olanlar kazanır.

İlkellerin uygarları yenmesi ancak uygar toplumun içten çökmüş olduğu bazı ender örneklerde görülmüştür.
Daha ilerde bu konuya yine döneceğim.

Uygurlar zamanında henüz Moğol kabileleri doğuya sürülmüş olarak yaşıyorlardı. Ama Kırgız döneminde
Moğollar tarihte ilk kez olarak kendileri kadar ilkel bir Türk kabilesinin egemen olduğu Ötüken bölgesine
sızmaya başladılar. Kırgızlar bu yüzden bölgedeki hakimiyetlerini uzun sürdüremediler. Moğollar bölgelerine
doluşarak zamanla hızla çoğaldılar ve güçlendiler.

Sonunda Moğollar' ın Kitay federasyonu m.s. 920 lerde Kırgızlar' ı yenilgiye uğrattı. Kırgızlar eski yurtlarına
çekildiler. 13. yy da Tanrı dağlarına göç edene dek Sibirya' da yaşadılar.

Kitaylar daha sonra kuzey Çin' ide elegeçirerek burada kendi hanedanlarını kurdular. 1113 yılında
kuzeydoğuda Kitay hakimiyeti altında yaşayan Tunguz (Altay dili konuşan 3 halk var. Türk- Moğol-
Tunguz) asıllı Cürcetler isyan ederek kuzey Çin' i aldılar. Burada kendi hanedanlarını kurdular bu
hanedan kısa sürede Çinli' leşecektir. Kitaylar ise dağıldı ve yokoldu.

Kitaylar zamanında kuzeydoğu Ortaasya' da Moğol nüfusu Türkler için tehlike oluşturacak kadar artarken
Türk sayısı iyice azaldı. Bir çok Türk boyu Moğollar arasında eridi.

Moğollar Kırgızlar' dan sonraki 250 yılda eski yurtlarına göre daha verimli olan bu bölgede zenginleşip
güçlendiler. Bozkır ikliminde tarım mümkün değildir avlayacak ve toplayacak pek bir şeyde yoktur. Ama
gür otlaklar vardır. Ana geçim kaynağı hayvan besiciliğidir. O devirde göçebe çoban halklar genellikle
tarımcı yerleşik halklara göre daha varlıklıydı. (çünkü ilkel tarımla çok az ürün alınıyordu)

İlk anda bozkırda zenginlik ölçüsü hayvan sayısıymış gibi düşünülüyor. Ama değil asıl önemli olan hangi
tür hayvan besiciliği yapıldığı ve özellikle otlakların kime ait olduğudur.

İlk zamanlar Moğol kabileleri için asıl önemli olan şey ekonomi değil güvenlikti. Sayıca çok olup güvenlik
sağlayabilmek için her isteyeni kabilelerine alırlardı. Böylece herkes kabilenin otlağına hayvanlarını salar
ve otlaklar kabilenin genel mülkiyetinde olurdu. Otlakta otlar tükenince de başka bir otlağa göçedilirdi.

O sıralarda besledikleri başlıca hayvan koyundu. Koyun besiciliği fazla bir getirisi olmayan yoksul bir
hayat tarzı anlamına geliyordu. Otlakların herkese açık genel mülkiyetine de "ağıl" sistemi deniyordu.

Ama 12. yy a gelindiğinde artık devir değişmiş Moğollar gelişmişti. Bir kısım Moğol aileleri artık çok daha
yüksek bir hayat standardı olan at besiciliğine yönelmişlerdi. Bu şekilde zenginleşmek için ise otlakların
kullanımını sınırlandırma yoluna gitmeye başladılar.

Bu at besiciliği yapan aileler artık kabilelerinden ayrılıp otlaklara el koymaya ve bunları başkalarına
kapatmaya başladılar. Böylece otlaklardan yalnızca onların atları yararlanabiliyordu. Güvenlik sorununu
aşmaları da artık zenginleştikleri için kolaylaşmıştı. Kendilerine "nöker" denen paralı askerler tutma
yoluna gitmeye başlamışlardı. Ayrıca ikna ederek bazende zorla bazı yoksul aileleride yanlarına alarak
sayılarını artırma yoluna gidiyorlardı.

Böylece yeni bir sistem ortaya çıkmaya ve bu sistem egemen olmaya başlamıştı. Otlakların özel
mülkiyetine dayalı bu yeni sisteme "küriyen" sistemi deniyordu.

Bu durum daha önce Moğollar arasında belirsiz olan sınıf farklarını da artırmış ve varlıklı bir soylular sınıfı
oluşmuş orta halli yada yoksul halk sınıfı ile birbirinden açıkça farkedilecek şekilde ayrılmıştı.

İşte geleceğin Cengiz hanı olan Temuçin bu koşullar içindeki bir ülkede doğdu.

Peki gerçekte kimdi.? Sözde babası Yesügey Manghol gurubundan küçük Kıyat kabilesinin şefiydi.
O sıralarda Kerayit kralı olan Tuğrul hana bağlıydı. Ve onun düşmanı olan Tatarlar' a karşı savaşıyordu.

Tatar adı bugün Kırım ve Kazan Tükler' i için kullanılıyor. O devirde en büyük Moğol federasyonunun
adıydı. Bu kabileler Cengiz han tarafından ortadan kaldırılmış ve bir daha da ortaya çıkmaıştır.
Ama Tatar adı daha sonra Avrupa' ya gelen Moğol istilacıları için "Tartar" olarak kullanıldı.

Eski Yunan dilinden gelen cehennem anlamına gelen Tartarius sözüne benzediği için Moğollar
aleyhine kullanıldığı anlaşılıyor. Daha sonra Moğol egemenliğine girmiş bütün toplumlar için kullanılmaya
başlandı. Osmanlı Türkler' i dışındaki bütün Türkler- bütün Moğollar ve Sibirya halkları bu adla anıldı.

Sovyet döneminde Tatar yerine her kabileye kendi adı verildi ve yalnız Kırım ve Kazan Türkler' i için
bu ad kullanılır oldu. Özellikle Kırım Türkler' i bu addan nefret ederler.

Yesügey bir kez bir arkadaşı ile birlikte yolda iken uzaktan bir çift görürler. Eşkıyalık amacıyla
saldırılar. Adam ellerinden kaçar ama kadını esir alıp götürürler. Hoelün adlı bu kadın önceden o kaçan
adamla evli ve üstelik hamileydi. Kadın aslen Olkunut obasındandı. Ama bu oba hangi
kabileye bağlı bilinmiyor. Eski kocası ise bir Merkit' ti.

Yesügey daha sonra bu kadınla evlenir. Elbette ki hamile olduğunu biliyordu. Ama ilkel Moğollar' da
cinsel namus kavramı gelişmemişti. Başkasından hamile kadınla evlenmek normal birşeydi.
Daha sonra başka birçok çocuklarıda oldu.
Yesügey' in başka bir evliliği ve bu eşinden doğan başka çocukları da vardır.

Yesügey' in ilk doğan oğlunun bir eli kapalı ve içinde bir kan damlasıyla doğduğu rivayet edilir.
Sözde babası ilk oğluna o sırada elinde esir olan 2 Tatar şefinden birinin adı olan Temuçin adını verdi.
Bu kelime Türkçe demirci kelimesinden gelir.

Cengiz hanı yaşarken görmüş olanlar kumral ve yeşil gözlü olduğunu yazıyorlar. Bir Moğol için bu
imkansızdır. Moğollar sarı ırkın en aşırı tipini oluştururlar. Aslen Moğol olamaz. Türk kökenli olabilir.
Zaten Moğolca dışında yalnızca Türkçe biliyordu. Ama bunlar bir şey ifade etmez. Hayatı boyu hep
kendini Moğol olarak kabul etmiş ve Moğol geleneklerine göre yaşamıştır. O bir Moğol' dur.

Temuçin 9 yaşına geldiğinde babası diğer eşinin kabilesine gidip oğluna uygun bir eş aramaya gider.
Eski bir arkadaşının kızı olan 10 yaşında yada daha fazlaolan  Börte ile oğlunu nişanlar. Moğol
geleneklerine göre oğlunun bir süre nişanlısının ailesine hizmet etmesi için oraya bırakıp kendi ayrılır.

Yolda eski düşmanı Tatarlar' dan bir guruba rastlar. Kim olduğunu bilmediği bu kişiler onu yemeğe
oturturlar ve yavaş etki eden bir zehirle zehirlerler. Yesügey neden sonra zehirlendiği anlar ve hemen
kabilesine döner.

Ailesi Temuçin' i hemen geri çağırır. Ölüm döşeğindeki Yesügey eski bir düşmanın "boyu kağnı tekeri kadar"
olan çok küçük yaştaki oğlu tarafından zehirlenmişti. Ailesine boyu kağnı tekerinden büyük bütün Tatarlar' ı
öldürmelerini vasiyet edip ölür.

Yesügey' in ölümünden hemen sonra rakip Tayciyut klanı kabilede yönetimi elegeçirir ve bütün Kıyat boyu
eski şfin ailesini terkedip gider. Yalnızca Yesügey' in iki eşi ve bunlardan doğan hepsi henüz küçük yaştaki
çocukları ile birkaç hizmetkar dışında kimse kalmaz.

Çok zor duruma düşen bu aile sefalet içinde bir yaşam kavgasına girer. Anneleri Hoelün topladığı şeylerle
çocuklarını zar zor besleyip büyütmeye çalışır. Bu zorlu sefalet yıllarında bile Temuçin hala soylu bir aileden
olduğu için nişanlısı ile evlenmesi yine de mümkün olacaktır.

Bir gün önemli bir kabile şefinin oğlu olan Camuka ile de kan kardeşi (anda) olur. Hala soyluluğunu korumakla
birlikte aile çok yoksul düşmüş durumdadır. Üstelik hem dışarda hemde içerde düşmanlarıda vardır.

Temuçin ve kardeşi Kasar bir gün diğer anneden doğma kardeşleri Bekter' in kendilerinden avladıkları bir
kuşu çaldığını farkederler. Ertesi günde bir balık çalan Bekter' i gidip anneleri Hoelün' e şikayet ederler.
Ama Hoelün "kendi gölgenizden başka dostunuz yok olay çıkarmayın" der.

İki kardeş bunun üzerine gidip Bekter' i oklarıyla vurup öldürürler. Hoelün bu yüzden oğlu Temuçin' i fena
şekilde azarlar. Bu hikaye Moğol gizi tarihi adlı destanda böyle anlatılıyor. Ama bugünkü tarihçiler bu olayın
yalnız yiyecek kavgasından çıkmadığını düşünüyor. Bekter' in eski hasımları Tayciyutlar' a casusluk
yaptığı ihtimali üzerinde duruyorlar.

Temuçin' in Moğol geleneğine göre ilerde intikam alması gerekiyordu. Bunları kabileden atan Tayciyutlar
açlıktan öleceklerini düşünmüşlerdi ama büyük bir ısrarla yaşamaya devam ettiklerini öğrendikleri için
rahatsız oldular. Nitekim Bekter' in ölümünden hemen sonraki olaylar bu ihtimali güçlnediriyor.

Kısa bir süre sonra Tayciyutlar Temuçin' e tuzak kurarlar. Temuçin bir ormana saklanır ve 3 gün orada
aç- susuz bekler. Sonunda dayanamayıp çıkınca yakalanır ve boyunduruğa vurulur. Temuçin' in tutsaklık
hayatı birkaç ay sürer. Kendisine hergün başka biri nöbetçi olur. Bu iş kahramanlık sayılıyordu. Yerel bir
bayram sırasında Temuçin kaçar. Başka bir Moğol ailesine sığınır. Ailenin oğullarının ısrarı ile ailenin reisi
Temuçin' i saklamayı kabul eder.

Sonra bir arabaya yüklediği yapağı (işlenmemiş yün) içinde Temuçin' i kaçırır. Tayciyutlar yolda arabasını
çevirip yapağıları mızrakla kurcalamaya başlarlar ama adam "bu sıcakta yapağı içinde kimse duramaz"
diyerek onları atlatır.

Destanda bu adamın daha sonra Temuçin' e at ve yiyecek verdiği ama kılıç vermediği anlatılır. Bu herhalde
töre ile ilgili bir şey ve Temuçin' in bu adama çok şey borçlu olmadığı gibi bir anlama geliyor.

Temuçin'in ailesi daha sonra durumlarını biraz toparlarlar. Toplam 9 atı olan Temuçin' in atlarının 8 tanesini
bozkırdaki serseriler çalar. O da son atına binerek peşlerine düşer. Yolda rastladığı bir kabile şefinin oğlu
Bogurçu' nunda yardımı ile atlarını yeniden çalarak ve haydutlarla çarpışarak geri alır. Bogurçu Temuçin' in
ısrarına rağmen yardımına karşı bir şey almayı kabul etmez. İlerde önemli adamlarından biri olacaktır.

Temuçin 16 yaşına geldiğinde sözlüsü Börte' nin kabilesi Ungiradlar' a giderek evlenir. Daha sonra da
eskiden babasının hizmetinde çalıştığı Kerayit hanı Tuğrul' a giderek onun vassalı olmayı talep eder.
Bunun için hükümdara değerli bir hediye vermesi gerekmekte olduğu ama kendisinin birşeyi olmadığı için
karısının çeyiz olarak getirdiği samur kürkü verir.

Tuğrul han kendisine bağlanmak isteyen Temuçin' i kabul eder ve halkını toplaması için yardımcı olacağına
söz verir. Bu arada annesinin eski kabilesi Merkitler yıllardan sonra intikam için Temuçin' in kampını basıp
karısını kaçırırlar. Tuğrul han bunun üzerine vassalına yardım için bir ordu toplar ve Temuçin' in çocukluk
arkadaşı olan başka bir vassalı Camuka' danda asker alır.

Böylece 20.000 kişilik bir kuvvet Temuçin' in emrine girer. O devirdeki zayıflığı ile dostlarının verdiği
desteğin büyüklüğü arasında bir çelişki var. Bunu açıklamak zor belki de Tuğrul han Merkitler' le savaşmayı
zaten istiyordu. Yada başka bir nedeni vardı.

Temuçin ve Camuka' nın idaresindeki bu ordu Merkitler' i yenilgiye uğratır. Temuçin karısını kurtarır.
Ama Börte hamileydi. Uzun zamandır Merkitler elinde tutsaktı ve onu kaçıran kabile şefinin kardeşi Çilegey
diye biri ile evlendirilmişti. Kaçırıldığında zaten hamile olduğu da iddia edilmesine rağmen Temuçin ilk oğlu
olan Coci' nin kimden olduğundan şüphe etmişti. Kendisininde asıl babası başka olduğu için Temuçin Coçi' yi
asla diğer çocuklarından ayırmadı. Ama ilerde ikinci oğlu Ögedey veliahtlık konusunda sorun çıkaracaktır.

Temuçin bundan sonra Camuka ile 18 ay beraber kaldı. Bu arada kendi kabilesini topladı ve giderek güçlendi.
İktisat biliminde "sonradan gelenin avantajı" denen bir olgu vardır. Bir ekonomik sistem gelişirken bazı
hatalar yapar - zararlar görür. Sonunda kusursuz hale gelene dek zaman ve kaynak israf eder.
Sonradan gelen ise önceki sistemi benimser ve öncekinin hatalarını tekrarlamadan en kolay yoldan ilerler.

Tüm kabilesini kaybetmiş olan Temuçin işe sıfırdan başladığı için en karlı sistem olan küriyen sistemini
kullanarak varlıklı Moğol ailelerini yanına çekmişti. Bir gün Camuka Temuçin' e tarihe geçen o ünlü sözünü
söyler: "Yine göç zamanı geldi ama nereye yerleşeceğiz. Eğer ırmak kenarına yerleşsek çobanlar eğer
dağın yamacına yerleşsek besiciler karşı çıkacak."

Temuçin bu lafları tam anlamsada canı sıkılır. Bunun bir tehdit olduğundan şüphelenir gidip ailesi ile konuşur.
Onlarda artık aralarının bozulduğu şeklinde yorumlarlar. Kısa süre sonra bir gece Camuka' nın adamlarını
toplayıp harekete geçtiğini öğrenen Temuçin kendisine saldıracağından şüphelenip tüm kabilesi ile birlikte
o bölgeyi terkeder. Ertesi gün Camuka' nın adamlarından bir gurubun aileleri ve sürüleri ile peşinden
geldiğini görür. Bu adamlar kendi aralarında konuşup "Temuçin adamlarına kendi elbislerini veriyor hatta
atlarına binmelerine izin veriyor. Ulusumuza huzur ve refah getirecektir" diye anlaşmışlar.

Aslında açıkça söylenmeyen şeyler yüzünden bu devirde film çeken - kitap yazanlar bunları kendi kafalarına
göre yorumluyor. Camuka' nın yoksul Temuçin' i ve kabilesini küçümsediği yada adamlarının Temuçin' i
daha güçlü gördüğü için onun tarafına geçtiğini uyduruyorlar.

İşin aslı öyle değil tabi ki. Temuçin varlıklı Moğol ailelerinin çıkarlarını koruyan bir sistemi benimsediği için
Camuka' ya bağlı olan bir çok varlıklı Moğol daha zayıf askeri güçte olmasına rağmen onun tarafına
geçmişti. Camuka bu gidişten rahatsız olduğu içinde araları bozulmuştu.

Önceden yükselmiş olan taraf hala eski sistemi ve eski toplumsal dengeleri korumaya çalışırken sonradan
gelen işe sıfırdan başladığı ve kaybetmekten korkacağı bir toplumsal sınıf olmadığı için en karlı sistemi
kullanarak gelişip- güçlenmişti.

İki hasım arasındaki sınıf kavgası bugünkü toplumbilimciler özellikle sosyalist fikirde olanlar tarafından
savunulur. Ama bunlarında bazı şüpheleri vardır. Temuçin aleyhine oluşturulan ittifaklara bir çok
Moğol soylusunun katılmış olması onları şüpheye düşürüyor.

Ama ben yine de Temuçin' in yükselişindeki ana etkenin askeri yeteneği yada şansı olmadığını- Moğollar
arasındaki ekonomik ve toplumsal dönüşümü çok iyi yakalamış olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden daha
sonraki yenilgilerine rağmen kötü günlerinde kendisinden ayrılan Moğol kabileleri daha sonra hep geri
döndüler. Yenilmiş ve hemen herşeyini yitirmiş güçsüz bir şefe bunca sadakat neden.? Oysa ki Temuçin' in
hayatı kabile şeflerinin ihanetleri ve onun intikam savaşları ile geçmiştir.

Kimseye sadık olmadığı bilinen başıbozuk Moğol kabileleri neden dolayı zayıf zamanlarında bile Temuçin' in
arkasında dursunlar. Eğer ondan bekledikleri bir çıkarları yoksa neden ona ısrarla sadık kalsınlar.?

Düşman olupda savaştığı Moğol soyluları ise ya eski ekonomik sistemi kullananlar yada sağlam bir devlet
düzeni kurulması halinde serbest davranamayacaklarını düşünen Moğol kabile liderleriydi.

şimdilik bu kadar daha sonra Cengiz hanın sonraki dönemlerini de yazacağım.
LÜTFEN LİNKTEN GİRİP FİKİRLERİNİZİ YAZINIZ.

http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=78969.0
----
----
----



Lütfen forumda kendi aranızda tartışmayın. Bir yerde sorun olduğunu düşünüyorsanız özel mesaj atın ilgilenelim.

Forumda adaletsizlik olmamalı. Yönetici olarak işimiz bu zaten. Biz bazı şeyleri gözden kaçırıyorsak siz bizlere haber verin.

Çevrimdışı TURKTOTALWAR

  • *
  • İleti: 394
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #1 : 16 Aralık 2007, 23:28:51 »

Cengiz hanı yaşarken görmüş olanlar kumral ve yeşil gözlü olduğunu yazıyorlar. Bir Moğol için bu
imkansızdır. Moğollar sarı ırkın en aşırı tipini oluştururlar. Aslen Moğol olamaz. Türk kökenli olabilir.
Zaten Moğolca dışında yalnızca Türkçe biliyordu. Ama bunlar bir şey ifade etmez. Hayatı boyu hep
kendini Moğol olarak kabul etmiş ve Moğol geleneklerine göre yaşamıştır. O bir Moğol' dur.


Nasıl oluyor ya,burda bir cümle düşüklüğü var.Önce kumral ve yeşil gözlü olduğu söyleniyor(ki bu Türk olduğunu gösterir),sonra moğol olamaz,Türk kökenli olabilir denmiş,yine sonra o bir moğoldur denmiş.Ne demek istediğini anlamadım. huh*

Çevrimdışı _The-Last-Phoenix_

  • *
  • İleti: 203
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #2 : 17 Aralık 2007, 01:35:10 »




Çok önemli bir şey değil,bizim yeniçeriler gibi önemli olan hissettiğidir demek istiyor

Ayrıca ben yazının devamını bekliyorum,bu tarz basit şeyleride yazmayın tarihin ilim yönünden bakıp yazmaya çalışırsanız sevinirim   tbr*
« Son Düzenleme: 08 Ocak 2012, 18:52:26 Gönderen: bozkirsovalyesi »
Bilinen herhangi bir şey, onu bilene, her zaman sistemli, kanıtlanmış, uygulanabilir ve doğruluğu besbelli gibi görünmüştür. Her yabancı bilgi sistemi de, aynı biçimde çelişkili, kanıtlanmamış, uygulanamaz nitelikte, hayali ya da gizemli görünmüştür.
Ludwik Fleck

Çevrimdışı Lethe

  • *
  • İleti: 145
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #3 : 17 Aralık 2007, 04:21:39 »


Kumral yeşil gözlü olması Türk olduğunu nasıl gösterebiliyo ??

Ayrıca bu adamın hiç varolmamasını tercih ederdim, milyonlarca insanı kadın,yaşlı,çocuk demeden türlü işkencelerle öldürttü, askerleri yüzbinlerce kadının ırzına geçti, türlü sapıklıklarıyla heryeri kirletti, yüzyıllar boyu birikmiş tüm İslam eserlerini yakıp yıktı, Semerkant, Herat ve Merv gibi müslümanlar için en önemli ve kalabalık şehirlerde insan kafalarından kuleler yaptıran bu adama Türk demek sanırım ırkımıza yapılacak en büyük aşağılamalardan biri olur.Ondan nefret etmek için sayabileceğim yüzlerce sebepten sadece birkaçı bunlar belkide ...
« Son Düzenleme: 08 Ocak 2012, 18:52:40 Gönderen: bozkirsovalyesi »

Çevrimdışı Specialist

  • *
  • İleti: 458
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #4 : 17 Aralık 2007, 05:06:13 »
Ama ben yine de Temuçin' in yükselişindeki ana etkenin askeri yeteneği yada şansı olmadığını- Moğollar
arasındaki ekonomik ve toplumsal dönüşümü çok iyi yakalamış olduğunu düşünüyorum.

Bilgilendirdiğin için teşekkürler bozkirsovalyesi.Düşüncelerinde baya iddaalı. sekil* Neden derseniz;bugüne kadar ben cengiz han denince kimsenin "ekonomik ve toplumsal yapıyı çok iyi yorumladı" dediğini duymadım.Bence de askeri yeteneği olsaydı bile sadece onunla olacak iş değildi kabilelerden,imparatorluk kurmak.Ama bu da bir nevi askeri yetenek olarak düşünülemez mi?En azından bir yeteneği varmış.Yok hayranları varsa üzülmesinler bari yardir* Her kafadan başka bir ses çıkar cengiz han konusunda herzaman.Bu bilgilerin çok iyi oldu... tbr*
« Son Düzenleme: 17 Aralık 2007, 15:38:16 Gönderen: producedby »

 

Çevrimdışı sersipahi

  • *
  • İleti: 493
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #5 : 17 Aralık 2007, 10:35:31 »
yazıyı keyifle okudum. Zaman içerisinde moğul kabilelerin daha yüksek olan Türk kültürlerinden etkilendiğine ek olarak bir şey daha belirtmek isterim.

TRT 2 Türk-Tatar-moğul tarıtışması :Güçlü ve etkin olan kabile kimse çevresindeki diğer kabileler bu kabileyle akrabalık ilişkileri kuruyor yada aynı ATA'dan geldiklerini aynı soydan geldiklerini savunuyorlardı. Zaman içerisinde Moğul kabilelerinden "tatarlaşan" lar olmuştu. Bunlara yinede kara tatar denirdi diğerlerinden farklı olarak domuz eti yerler ve daha vahşi olurlardı. Bazı Türk ve tatar boylarıda Moğullaşmıştır. Kültür örf gelenek yasa olarak benzeşmişlerdir. Öyleki Halen Batılı tarihçiler Türkleride Mongolid olarak tanımlar. 1957 senesine kadarda Türkçe ve moğul dilini aynı dil ailesi olarak görürlerdi.

Tatar ismi rus klenezliklerin K.Türk kabilelerine verdiği isimdi. Bu politika çarlık Rusyasında bile devam etmiştir.

Tatarlar neden batılı ve bazı yerli tarihçiler tarafından Türk olarak Kabul edilmez. kazak Kırım Türklerinden çıkmış ünlü tarihçiler hatta cumhurbaşkanları bizleri bir görürken ? Bazı yerlerdede Türk ve moğul karışımından çıkmış melez halka tatar denildiğinden bahsediyor ve genelde bazı islamcı köşe yazarları tarafından özellikle Yıldırım - Timur savaşında dile getiriliyor.


Bu konuda farklı bir sürü kaynak var. Resmi olanlar (doç.prof) yetersiz hemde sadece batılı tarihçilerin yazdıklarını baz aldıkları için güvenilir bulmuyorum.

ilk kez Türk adının nerede kullanıldığını biliyoruz.Moğullarınki de anlaşıldı. Peki Kırgızlar kazaklar ve diğerleri için ilk kez ne zaman Tatar sözçüğü kullanılmaya başladı.

Moğul - Türk ( 3 ayrı idda var)- Tatar kelime anlamları nelerdir.
İMZA SİLİNDİ - BOYUT SINIRI AŞILDI

"ßin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü..!"

Çevrimdışı Deadly

  • *
  • İleti: 2151
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #6 : 18 Aralık 2007, 18:10:41 »
Bence Türk olamaz adam bir katildi !!!
I Oughtta Give You A Shot In The Head
For Making Me Live In This Dump

Çevrimdışı Kenjiro

  • *
  • İleti: 855
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #7 : 18 Aralık 2007, 20:59:37 »

O zamanlar Ortaçağdı.Yaşamak istiyorsan öldürecektin, güç istiyorsan öldürecektin,para istiyorsan öldürecektin.
Başka çaren yok.Ne kadar öldür o kadar zengin ol.Ne kadar öldür o kadar yaşa.Ne kadar öldür o kadar saygın biri ol.
« Son Düzenleme: 08 Ocak 2012, 18:52:54 Gönderen: bozkirsovalyesi »

Çevrimdışı Deadly

  • *
  • İleti: 2151
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #8 : 18 Aralık 2007, 21:12:18 »
O yüzden şu an çok saygın sanki... Şöyle durum vardı. Cengizhan moğoldu  ordusunun çoğu Türkler oluşturuyordu ama Timur Türk'tü ama ordusunun çoğu moğoldu...Moğollar alt kültür olduğu için Türk kültüründen etkilenmişlerdir.Bu Cengizhanın Türk olduğu anlamına gelmez..
« Son Düzenleme: 18 Aralık 2007, 21:18:41 Gönderen: Deadly »
I Oughtta Give You A Shot In The Head
For Making Me Live In This Dump

Çevrimdışı basilins

  • *
  • İleti: 27
    • Profili Görüntüle
    • Ödül Sistemi v3
« Yanıtla #9 : 19 Aralık 2007, 23:10:47 »
abiler ben şu an lise 1 okuyorum.tarih öğretmenimiz cengizhanınn bir türk deil bir moğol olduğunu söyledi.cengiz han sadece türk geleneklerini kullanmıştır.zaten bu yüzden devletine moğol türk devleti denilmiştir.bu kadar açık... kah* kah* kah*




Oyun dünyasındaki gelişmeleri Oyun Fest'ten takip edin.
İncelemeler, haberler ve özel içerikleriyle yükselen değer Oyun Fest sizleri bekliyor.